Bir gün dedim ki, “Yeter ya, hep aynı klasik oyunlar. Biraz gizem, biraz macera olsun.” Açtım Slotter’ı, baktım “Book of Fallen.” Dedim bu işin içinde ya lanet var ya da servet. Tıkladım, içeriye girdim. İlk izlenim: Mısır mı burası? Kum mu, antik mezar mı? Aman tanrım, Indiana Jones çıksa şaşırmam.
Mezarlardan Gelen Şans
Bu oyunda olay bambaşka. Her çevirme, eski bir papirüsü açmak gibi. Her sembolün arkasında gizli bir sır var gibi. Arkeolog havasıyla oynuyorsun resmen. Dönüş başlıyor, birkaç eski sembol, sonra bir anda “kitap” düşüyor ekrana.
Üç kitap = bonus zamanı. O an var ya… heyecan zirvede. Kitap açılıyor, özel sembol seçiliyor, sonra başlıyor bedava dönüşler. Eğer denk getirdin mi o sembolü? Yeminle ekran altın sarısı oluyor. Kazançlar yağmur gibi. Sanki mezardan define çıktı.
Slotter’ın Kumları
Book of Fallen gibi oyunlar her sitede aynı hissettirmez. Ama Slotter, bu oyunu resmen sahiplendirmiş. Grafikler pırıl pırıl, sesler net, bonuslar zamanında. Bir de o bildirimler yok mu? Arada bir sistem “bonus hakkın geldi” diye mesaj atıyor, seviniyorsun valla.
Slotter’a her girişimde içim rahat. Ne bağlantı sorunu, ne takılma. Oyuna odaklanıyorum, geri kalan her şeyi site hallediyor. Bu da oyundan alınan zevki iki kat artırıyor.
Altın Kitabın Ardında Ne Var?
Kazanç bir yana, bu oyunun havası başka. Antik bir dünyaya yolculuk gibi. Her dönüşte “bu sefer altın sembol gelir” umudu. O umutla yaşanır bazen oyun. Duygu yükü yüksek, adrenalini yüksek.
Ve Slotter’da oynarken bu duyguyu sonuna kadar hissediyorsun. Bir bakmışsın 10 dönüşün 8’i para yazmış. Ne diyeyim, bazen şans gerçekten bir kitabın içinde saklıymış.